This bulletin is published in Turkish. If you would like a translated copy, please get in touch.
7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ("7571 sayılı Kanun"), 25 Aralık 2025 tarihli ve 33118 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Kanun metnine buradan ulaşabilirsiniz.
7571 sayılı Kanun, 40 (kırk) maddeden oluşmakta ve aralarında 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ("TCK"), 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ("CMK"), 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu, 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun da bulunduğu çok sayıda kanunda değişiklik yapmaktadır. Kanun'un 11. maddesi 26 Aralık 2025 tarihinde, diğer maddeleri ise yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.
İşbu bültenin konusunu, 7571 sayılı Kanun'un 22. maddesi ile CMK'ya eklenen ve yayımı tarihinde yürürlüğe giren 128/A maddesi oluşturmaktadır. "Bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma" başlıklı madde; bankalara, ödeme hizmeti sağlayıcılarına ve kripto varlık hizmet sağlayıcılarına ("KVHS"), belirli suçlarda kullanılan hesapları kendi kararlarıyla askıya alma yetkisi tanıyan yeni bir koruma tedbiri rejimi ihdas etmektedir. Yürürlüğü izleyen yaklaşık 7 (yedi) aylık dönemde düzenleme, yükümlü kuruluşların uyum ve hukuk birimlerinin öncelikli gündem maddelerinden biri haline gelmiş olup ilk uygulama tecrübeleri, aşağıda ele alınan değerlendirmelerin somutlaşmasına imkân vermiştir.
Aynı Kanun'un finansal kuruluşları ilgilendiren diğer düzenlemeleri arasında; 5809 sayılı Kanun'un 60. maddesine eklenen fıkralarla benzer bir suç kataloğunda kullanıldığı tespit edilen mobil haberleşme hatlarının bağlantısının kesilmesine ilişkin mekanizma ile 6493 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 3. fıkrasına müşteri kimliğinin biyometrik yöntemlerle veya elektronik kimlik doğrulama kabiliyetini haiz kimlik belgeleriyle doğrulanmasına ilişkin ibarenin eklenmesi sayılabilir.
CMK'nın 128/A maddesi neler getiriyor?
1. Askıya alma tedbiri
a. Katalog suçlar ve makul şüphe ölçütü
Askıya alma tedbiri, maddede tahdidi olarak sayılan üç suç tipi bakımından öngörülmüştür: bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenen nitelikli hırsızlık (TCK'nın 142. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi); bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle yahut failin kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık (TCK'nın 158. maddesinin 1. fıkrasının (f) ve (l) bentleri) ve banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması (TCK'nın 245. maddesi).
Tedbirin uygulanma eşiği, anılan suçların işlendiği hususunda "makul şüphe" bulunmasıdır. Katalogda yer alan suçların unsurlarına ilişkin değerlendirmenin, ceza yargılaması makamları yerine özel hukuk tüzel kişisi niteliğindeki yükümlü kuruluşlarca ve makul şüphe gibi esnek bir ölçüt üzerinden yapılacak olması, düzenlemenin uygulanması en güç yönünü oluşturmaktadır. Özellikle ödeme kuruluşları ve KVHS'ler bakımından, hesap hareketleri üzerinden katalog suçlara ilişkin sağlıklı bir tahlil yapılması her durumda mümkün olmayabileceğinden, sürecin ağırlıklı olarak mağdur şikâyetleri üzerine kuruluşlara intikal eden bildirimler ekseninde işlemesi beklenmektedir. İlk uygulama dönemine ilişkin gözlemler de bu yöndedir.
b. Tedbirin konusu, karar mercii ve süresi
Maddenin 1. fıkrası uyarınca; banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya KVHS nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılan ya da yapılmaya teşebbüs edilen işlemlere konu suçta kullanılan her türlü hesabın 48 (kırk sekiz) saate kadar askıya alınmasına, ilgili kuruluş tarafından karar verilebilecektir. Tedbirin konusunun "suçta kullanılan her türlü hesap" olarak belirlenmesi, kapsamın yalnızca şüpheliye ait hesaplarla sınırlı olmadığını; teşebbüs aşamasında kalan işlemlerin de açıkça kapsama alınması ise tedbirin önleyici işlevinin gözetildiğini göstermektedir. Öte yandan maddenin 4. fıkrasında "Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine askıya alınan hesap" ibaresine de yer verilmesi, askıya almanın yükümlü kuruluş kararının yanı sıra savcılık emriyle de uygulanabileceğine işaret etmektedir.
c. Bildirim yükümlülükleri ve hesap sahibinin başvuru imkânı
Maddenin 2. fıkrası uyarınca askıya alma işlemi ve hesap hareketleri, ilgili kuruluş tarafından tüm bilgi ve belgelerle birlikte derhâl Cumhuriyet başsavcılığına bildirilecektir. Askıya alma işleminin ayrıca hesap sahibine de bildirilmesi zorunlu olup hesap sahibi, tedbirin kaldırılması için Cumhuriyet başsavcılığına başvurabilecek; Cumhuriyet savcısı başvuru hakkında 24 (yirmi dört) saat içinde karar verecektir.
Hesap sahibine bildirim yapılması ve kaldırma başvurusunun kısa süreli bir karar mekanizmasına bağlanması, tedbirin muhatabı bakımından usuli bir güvence işlevi görmekte ve aşağıda ele alınan mülkiyet hakkına ilişkin tartışmaları bir ölçüde hafifletmektedir.
d. Suça konu menfaatin transferi halinde zincirleme bildirim
Maddenin 3. fıkrası uyarınca, askıya alma işlemi tamamlanmadan suça konu menfaatin başka bir malî kuruma transfer edildiğinin tespit edilmesi halinde bu durum, askıya alma işleminin yapılabilmesini teminen ilgili malî kuruma gecikmeksizin bildirilecektir. Suç gelirlerinin katmanlama amacıyla kısa aralıklarla birden çok hesap arasında dolaştırıldığı yaygın uygulama dikkate alındığında, fon zincirinin kuruluşlar arası bildirimle takip edilmesine imkân veren bu hükmün, maddenin getiriliş amacına doğrudan hizmet edeceği değerlendirilmektedir.
2. Elkoyma rejimi ve mağdura iade
Maddenin 4. fıkrası uyarınca, askıya alınan hesapta bulunan suça konu menfaate; hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle, askıya alma süresi içinde elkonulabilecektir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi 24 (yirmi dört) saat içinde görevli hâkimin onayına sunulacak; hâkim kararını elkoymadan itibaren 48 (kırk sekiz) saat içinde açıklayacak, aksi halde elkoyma kendiliğinden kalkacaktır.
Fıkrada ayrıca, bu madde hükümlerine göre yapılacak elkoyma işlemleri bakımından CMK'nın 128. maddesinde öngörülen rapor alma şartının aranmayacağı açıkça hüküm altına alınmıştır. Taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoymada aranan ve elkoymanın konusunun suçtan elde edildiğine ilişkin ilgili kurumlardan rapor alınmasını gerektiren bu şartın, uygulamada tedbirin süratini önemli ölçüde azaltan bir aşama olduğu bilinmektedir. Saatlerle ifade edilen süreler içinde sonuç doğurması beklenen 128/A rejiminde rapor şartının aranmamasının isabetli bir tercih olduğu değerlendirilmektedir.
Maddenin 5. fıkrası uyarınca, elkonulan suça konu menfaatin suçtan zarar gören mağdura ait olduğunun anlaşılması halinde menfaat, soruşturma veya kovuşturma evresinde sahibine iade edilecektir. Bu hüküm, düzenlemenin temel amacını ortaya koymaktadır: suç gelirinin fail nezdinde tüketilmesinden veya izinin kaybettirilmesinden önce dondurulması ve yargılamanın sonucu beklenmeksizin mağdura iadesinin sağlanması.
3. Sorumsuzluk kaydı ile bilgi ve belge taleplerine ilişkin yükümlülük
Maddenin 6. fıkrası uyarınca, askıya alma işlemine karar veren gerçek ve tüzel kişiler hukukî bakımdan sorumlu tutulmayacaktır. Bu kayıt, yükümlü kuruluşları makul şüphe halinde karar almaya teşvik etmesi bakımından rejimin işlerliği açısından gerekli görünmektedir. Bununla birlikte sorumsuzluğun kapsamına ve sınırlarına ilişkin hükümde bir ayrıma yer verilmemiş olması nedeniyle, tedbirin açıkça dayanaksız uygulandığı hallerde hesap sahiplerinin uğrayabileceği zararların akıbetinin uygulama ve içtihatla netleşmesi beklenmektedir.
Maddenin 7. fıkrası ile, yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından yükümlü kuruluşlardan istenen bilgi veya belgenin 10 (on) gün içinde fiziki veya elektronik ortamda gönderilmesi zorunlu kılınmış; bu yükümlülüğe aykırılık halinde ilgili kuruluşa Cumhuriyet savcısı tarafından 50.000 TL ile 300.000 TL arasında idarî para cezası verilmesi öngörülmüştür. Yükümlü kuruluşların adli taleplere yanıt süreçlerinin bu süreyi karşılayacak şekilde gözden geçirilmesinde fayda görülmektedir.
4. 5549 sayılı Kanun'un 19/A maddesi ile ilişki
Teklif gerekçesinde de işaret edildiği üzere düzenleme, 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun'un 19/A maddesinde öngörülen, şüpheli işlem bildirimine konu işlemlerin ertelenmesi mekanizmasıyla belirgin bir benzerlik taşımaktadır. Her iki düzenleme de yükümlü kuruluş nezdindeki bir işlemin, adli veya idari sürecin tamamlanmasına imkân verecek şekilde kısa süreliğine durdurulması esasına dayanmaktadır.
Bu benzerlik iki yönlü bir değerlendirmeyi gerektirmektedir. Bir yandan, işlem erteleme talepli şüpheli işlem bildirimi mekanizmasının uygulamada arzu edilen süratte ve sağlıkta işlemediği yönündeki tecrübe dikkate alındığında, benzer bir kurgunun ceza muhakemesi alanına taşınmasında bu aksaklıkları giderecek usuli yeniliklerin öngörülmemiş olması bir eksiklik olarak değerlendirilebilecektir. Diğer yandan, aynı olay örgüsünde hem 5549 sayılı Kanun kapsamındaki yükümlülüklerin hem de 128/A tedbirinin gündeme gelebilecek olması karşısında, iki rejim arasındaki koordinasyonun ne şekilde sağlanacağı hususu açıklığa kavuşturulmuş değildir.
5. Uygulamaya ilişkin değerlendirmeler
Anayasal boyut. Mülkiyet hakkına doğrudan müdahale niteliği taşıyan bir tedbirin, birer sermaye şirketi olan yükümlü kuruluşların kararıyla ve yargısal bir denetim öncesinde uygulanabilmesi, düzenlemenin en tartışmalı yönünü oluşturmaktadır. Hesap sahibine tanınan bildirim ve başvuru güvenceleri bu tartışmayı hafifletmekle birlikte ortadan kaldırmamaktadır. Hükmün, temel hak sınırlamalarına ilişkin kanunilik ve ölçülülük ölçütleri yönünden Anayasa Mahkemesi denetimine konu edilmesi ihtimalinin gündemde kalmaya devam edeceği değerlendirilmektedir.
Azami süre ve iletişim kanalı ihtiyacı. Cumhuriyet başsavcılıklarının mevcut iş yükü karşısında, askıya alma ile elkoyma kararı arasındaki sürecin 48 (kırk sekiz) saatlik azami süre içinde tamamlanması her dosyada mümkün olmayabilecektir. Bu sorunun çözümünün sürenin uzatılmasında değil; bildirimlerin iletilmesi ve karara bağlanması için bu işe özgülenmiş, yükümlü kuruluşlar ile başsavcılıklar arasında doğrudan işleyen bir elektronik iletişim kanalının kurulmasında aranması gerektiği düşünülmektedir. Sürenin uzatılması, tedbirin mülkiyet hakkı üzerindeki etkisini ağırlaştıracağından anayasal tartışmaları da derinleştirecektir.
Elkonulan varlıkların muhafazası. Elkoyma kararı verilmesi halinde suça konu menfaatin hangi esas ve usuller çerçevesinde muhafaza edileceğine ilişkin bir düzenlemeye maddede yer verilmemiştir. Bu belirsizlik özellikle kripto varlıklar bakımından önem taşımaktadır. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 99/B maddesinin 7. fıkrası uyarınca, müşterilere ait kripto varlıklara adli makamlarca elkonulması halinde varlıkların, Sermaye Piyasası Kurulunca yetkilendirilmiş saklama hizmeti sağlayan kuruluşlar nezdinde oluşturulan cüzdanlarda muhafazası öngörülmekle birlikte; saklama kuruluşlarına ilişkin yetkilendirme süreçlerinin henüz tamamlanmamış olması, bu yöntemin fiilen işletilmesini güçleştirmekte ve elkonulan kripto varlıkların muhafazası bakımından uygulamada farklılıklara yol açmaktadır.
Yetkili başsavcılığın belirlenmesi. Askıya alma bildirimlerinin hangi yargı çevresindeki Cumhuriyet başsavcılığına yapılacağına ilişkin bir açıklık bulunmamaktadır. Hesabın bulunduğu şube, kuruluşun merkezi, mağdurun yerleşim yeri ve suçun işlendiği yer gibi birden çok bağlama noktasının söz konusu olabildiği bilişim suçlarında bu belirsizliğin, bildirimlerin mükerrer yapılmasına veya yetkisizlik nedeniyle zaman kaybına yol açabileceği; konunun uygulama birliği sağlanacak şekilde netleştirilmesinde fayda bulunduğu değerlendirilmektedir.
Sonuç
Uygulamada mağdur başvuruları üzerine gerçekleştirilen ve hukuki dayanağı öteden beri tartışmalı olan hesap bloke işlemlerine yasal bir zemin kazandırılması bakımından 128/A maddesi gibi bir düzenlemeye ihtiyaç bulunduğu açıktır. Suç gelirinin süratle dondurulmasını ve yargılamanın sonucu beklenmeksizin mağdura iadesini hedefleyen kurgu, yerinde bir tercihtir. Rapor şartının aranmaması, hesap sahibine tanınan usuli güvenceler ve kuruluşlar arası zincirleme bildirim mekanizması da maddenin amacına hizmet eden unsurlar olarak öne çıkmaktadır.
Bununla birlikte maddenin, mağdurun zararının giderilmesi bakımından beklenen işlevselliğe kavuşması; askıya alma bildirimlerine özgülenmiş bir iletişim altyapısının kurulmasına, elkonulan varlıkların ve özellikle kripto varlıkların muhafazasına ilişkin altyapı eksikliklerinin giderilmesine, yetkili başsavcılığın belirlenmesine ilişkin tereddütlerin ortadan kaldırılmasına ve 5549 sayılı Kanun rejimiyle koordinasyonun sağlanmasına bağlı görünmektedir. Bu sorunlar çözülmediği takdirde düzenlemenin, tanıdığı geniş yetkilere rağmen amacına sınırlı ölçüde temas eden ve ağırlıklı olarak mülkiyet hakkına ilişkin tartışmalarla anılan bir hüküm olarak kalması riski bulunmaktadır.
Yükümlü kuruluşlar bakımından ise mevcut durumda; makul şüphe değerlendirmesine ilişkin iç kriterlerin ve karar süreçlerinin yazılı prosedürlere bağlanması, askıya alma kararlarının ve bildirimlerin belgelendirilmesine ilişkin kayıt düzeninin oluşturulması ile 7. fıkra kapsamındaki 10 (on) günlük bilgi ve belge taleplerini karşılayacak operasyonel hazırlığın tamamlanması önem taşımaktadır.
İşbu bülten genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımamaktadır. Somut uyuşmazlıklara ilişkin olarak hukuki destek alınması tavsiye edilir.