Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik 7589 Sayılı Kanun Resmî Gazete'de Yayımlandı

Tüm görüşler ve yayınlar

This bulletin is published in Turkish. If you would like a translated copy, please get in touch.

Kamuoyunda 12. Yargı Paketi olarak anılan 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ("7589 sayılı Kanun"), 31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Kanun metnine buradan ulaşabilirsiniz.

7589 sayılı Kanun, 27 madde ve 1 (bir) geçici maddeden oluşmakta olup, aralarında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ("HMK"), 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ("TBK"), 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun ("3095 sayılı Kanun"), 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu ("İİK"), 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ("TCK"), 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ("CMK") ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun ("İYUK") da bulunduğu 13 (on üç) kanunda değişiklik yapmaktadır.

Değişikliklerin büyük kısmı yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir. Buna karşılık 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun ("TMK") 440. ve 444. maddeleri ile HMK'nın 149. maddesinde yapılan değişikliklerin yayımdan 3 (üç) ay sonra, yani 31 Ekim 2026 tarihinde yürürlüğe gireceği öngörülmüştür. 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun geçici 27. maddesinde yapılan değişiklik ise 23 Temmuz 2026 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe konulmuştur.

7589 sayılı Kanun neler getiriyor?

1. Medeni usul hukukuna ilişkin düzenlemeler

a. Belirsiz alacak davasının yürürlükten kaldırılması ve kısmi davada talep artırımı

7589 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile belirsiz alacak davasını düzenleyen HMK'nın 107. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Geçici 1. maddenin 10. fıkrası uyarınca, yürürlükten kaldırılan bu hüküm, kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanmaya devam edecektir.

Kaldırılan düzenlemenin yerine, HMK'nın kısmi davayı düzenleyen 109. maddesine eklenen 4. fıkra ile, alacağın yalnızca bir kısmının dava edildiği hallerde talep konusunun aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere ve iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Aynı fıkrada, bu halde zamanaşımının artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacağı açıkça düzenlenmiştir.

Söz konusu düzenleme, uygulamada ıslah kurumunun en çok tartışılan yönlerinden birini bertaraf etmektedir. Zira ıslah yoluyla artırılan kısım bakımından zamanaşımı def'i ileri sürülebilmekte ve zamanaşımı ıslah tarihi esas alınarak değerlendirilmekteydi. Yeni düzenleme ile artırılan kısım bakımından da dava tarihi esas alınacağından, özellikle iş hukuku, sigorta ve tazminat uyuşmazlıklarında davacı lehine önemli bir güvence sağlanmaktadır.

Bununla birlikte talep artırım hakkının bir defaya mahsus olarak tanınmış olması, birden fazla bilirkişi raporu alınan dosyalarda bu hakkın ne zaman kullanılacağının dikkatle değerlendirilmesini gerektirmektedir. Ayrıca artırılan kısım bakımından faizin hangi tarihten itibaren işleyeceği hususunda düzenlemede bir açıklık bulunmamaktadır. Aşağıda ele alınan kanuni faiz oranındaki değişiklik dikkate alındığında, bu belirsizliğin uygulamada önemli parasal sonuçlar doğurabileceği değerlendirilmektedir.

b. Duruşmalar arasındaki azami süre

HMK'nın 147. maddesine eklenen 3. fıkra ile duruşmalar arasındaki sürenin 3 (üç) aydan daha uzun olamayacağı hüküm altına alınmıştır. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması veya istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hallerde hâkimin gerekçesini belirterek daha uzun bir süre belirleyebileceği ifade edilmiştir.

Düzenlemede, öngörülen azami süreye aykırılık halinde uygulanacak bir yaptırıma yer verilmemiştir. Bu yönüyle hükmün, yargılamanın makul sürede tamamlanması bakımından bağlayıcı bir usul kuralından ziyade yönlendirici bir işlev göreceği düşünülmektedir. Buna karşılık hâkime yüklenen gerekçe gösterme yükümlülüğünün, sürenin aşıldığı hallerde taraflara denetim imkânı tanıyacağı değerlendirilmektedir.

c. Ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşmaya katılım

HMK'nın 149. maddesine eklenen 4. fıkra ile, ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmasına karar verilenler hakkında elle atılan imzaya ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı öngörülmüştür. Bu kuralın istisnası olarak, HMK'nın 154. maddesinin 3. fıkrasının (ç) bendinde sayılan ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabul ve sulh olma halleri saklı tutulmuştur.

Düzenleme, elektronik duruşma uygulamasının önündeki başlıca teknik engellerden birini ortadan kaldırmaktadır. Bununla birlikte tarafların irade beyanına dayalı işlemlerin istisna kapsamında bırakılmış olması nedeniyle, sulh görüşmelerinin duruşmada sonuçlandırılmasının hedeflendiği dosyalarda fiziki duruşma planlanması gerekeceği anlaşılmaktadır. Bu düzenleme 31 Ekim 2026 tarihinde yürürlüğe girecektir.

d. Davaların birleştirilmesi ve ayrılması kararlarına karşı kanun yolu

HMK'nın 166. maddesinin 1. fıkrasının ikinci cümlesi değiştirilerek, ilk davanın açıldığı mahkemenin birleştirme kararıyla değil, bu kararın kesinleşmesinden itibaren bağlı olacağı hüküm altına alınmıştır.

HMK'nın 168. maddesi ise bütünüyle yeniden düzenlenmiştir. Yeni düzenleme uyarınca, aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde görülmekte olan davalar yönünden verilen birleştirme kararına karşı doğrudan istinaf yoluna başvurulabilecektir. Buna karşılık ilk derece mahkemelerince verilen ayırma kararlarına karşı istinaf yoluna, bölge adliye mahkemelerinin birleştirme ve ayırma kararları hakkında ise temyiz yoluna ancak hükümle birlikte gidilebileceği; bu hususun tek başına bölge adliye mahkemesinde hükmün kaldırılarak esastan incelenme, Yargıtay'da ise bozma sebebi teşkil etmeyeceği belirtilmiştir.

Birleştirme kararlarının bugüne kadar ancak hükümle birlikte denetlenebilmesi, uygulamada yargılamanın uzamasına yol açabilen bu kararların fiilen denetim dışında kalması sonucunu doğurmaktaydı. Bu yönüyle düzenleme, birleştirme kararları bakımından bir ara denetim imkânı getirmektedir.

e. İstinaf incelemesi sonrasında yeni bir temyiz yolu

HMK'nın 362. maddesine eklenen 3. fıkra ile, bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul ederek yeniden esas hakkında verdiği kararın kabul edilen ya da reddedilen kısmının, miktar veya değeri itibarıyla HMK'nın 341. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen parasal sınırın üzerinde olması halinde temyiz edilebileceği öngörülmüştür.

Anılan fıkrada iki istisnaya yer verilmiştir. Buna göre, bölge adliye mahkemesinin yeniden esas hakkında verdiği karar ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki farkın HMK'nın 341. maddesinin 2. fıkrasındaki parasal sınırı geçmemesi halinde ve bölge adliye mahkemesinin yeniden verdiği kararın sadece yargılama gideri veya vekâlet ücretine ilişkin olması halinde temyiz yoluna başvurulamayacaktır.

Düzenleme ile, kural olarak kesin nitelikte olan uyuşmazlıklarda dahi ilk derece mahkemesi ile bölge adliye mahkemesi arasında esasa ilişkin bir görüş ayrılığının doğması halinde Yargıtay denetiminin açılması amaçlanmaktadır. Söz konusu düzenleme bakımından geçici 1. maddede bir geçiş kuralına yer verilmemiş olması dikkat çekicidir. Aşağıda ele alınacağı üzere İYUK'un 46. maddesinde yapılan benzer nitelikteki değişiklik bakımından açık bir geçiş hükmü öngörülmüş olduğundan, HMK bakımından bu hususun sessiz bırakılmış olmasının uygulamada tartışmaya yol açabileceği değerlendirilmektedir.

2. Kanuni faiz oranına ilişkin düzenleme

7589 sayılı Kanun'un 10. maddesi ile 3095 sayılı Kanun'un 1. maddesi değiştirilmiştir. Yeni düzenleme uyarınca, TBK ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hallerde miktar sözleşme ile tespit edilmemişse, ödeme yıllık olarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın ("TCMB") önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden yapılacaktır. Söz konusu reeskont oranının 30 Haziran günü, önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan orandan 5 (beş) puan veya daha çok farklı olması halinde ise yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde sekseninin geçerli olacağı hüküm altına alınmıştır.

Düzenleme ile, oranın Cumhurbaşkanı kararıyla değiştirilebildiği sabit oranlı model terk edilmekte ve kanuni faiz doğrudan TCMB reeskont oranına endekslenmektedir.

TCMB'nin yayımladığı verilere göre reeskont işlemlerinde uygulanan iskonto oranı, 20 Aralık 2025 tarihinden itibaren yıllık yüzde 38,75 olarak uygulanmaktadır ve bu oranda 2026 yılı içerisinde değişiklik yapılmamıştır. Buna göre 31 Aralık 2025 ve 30 Haziran 2026 tarihleri itibarıyla geçerli reeskont oranı aynı olduğundan, yılın ikinci yarısına ilişkin revizyon mekanizması işlememektedir. Sonuç olarak, hâlihazırda uygulanacak kanuni faiz oranı yıllık yüzde 31 olarak belirlenmektedir.

Söz konusu oranın, değişiklikten önce uygulanan yüzde 9 oranının yaklaşık 3,4 (üç virgül dört) katına karşılık geldiği görülmektedir. 3095 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça adi işlerde temerrüt faizi de anılan Kanun'un 1. maddesindeki orana göre işlediğinden, değişikliğin etkisi kanuni faizle sınırlı kalmamaktadır. Buna karşılık ticari işlerde temerrüt faizine esas alınan avans faiz oranına ilişkin 3095 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 2. fıkrası değiştirilmemiştir. Bu itibarla, adi işler ile ticari işler arasındaki faiz farkının önemli ölçüde daraldığı söylenebilecektir.

Uygulama bakımından iki hususun ayrıca dikkate alınması gerekmektedir. İlk olarak, söz konusu değişiklik bakımından geçiş hükmü öngörülmemiştir. Bu nedenle 31 Temmuz 2026 tarihinden önce doğmuş ve faiz işlemeye başlamış alacaklarda faizin, bu tarihe kadar önceki oran, bu tarihten sonra ise yeni oran üzerinden dönemsel olarak hesaplanmasının gerekeceği; hesap tabloları ile icra takip taleplerinin buna göre düzenlenmesinin isabetli olacağı değerlendirilmektedir. İkinci olarak, TCMB'nin her tebliğinde reeskont işlemlerinde uygulanan iskonto oranı ile avans işlemlerinde uygulanan faiz oranı ayrı ayrı ilan edilmektedir. 3095 sayılı Kanun'un yeni 1. maddesi reeskont oranına, 2. maddesinin 2. fıkrası ise avans oranına atıf yaptığından, bu iki oranın birbirinin yerine kullanılmaması önem taşımaktadır.

Yeni oranın her takvim yılı başında yeniden belirlenecek olması nedeniyle, kanuni faizin bundan böyle yıllık olarak takip edilmesi gereken değişken bir unsur haline geldiği not edilmelidir. Ayrıca yıllık yüzde 31 oranının altında akdi faiz öngören yürürlükteki sözleşmeler bakımından, alacaklı yönünden sözleşmeye dayanmanın kanuni orana dayanmaktan daha elverişsiz sonuç doğurabileceği dikkate alınarak sözleşme metinlerinin gözden geçirilmesinde fayda görülmektedir.

3. Bedensel zararlar ve destekten yoksun kalma tazminatına ilişkin düzenleme

TBK'nın 55. maddesine eklenen fıkralar ile, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin uğradıkları kayıplar bakımından iki temel kural getirilmiştir.

İlk olarak, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten; kazancın bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletileceği hüküm altına alınmıştır.

İkinci olarak, anılan tazminatlar için ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar ödenen bedelin, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edileceği öngörülmüştür.

Her iki düzenleme de, özellikle trafik kazası ve iş kazası kaynaklı tazminat uyuşmazlıklarında uzun süredir tartışılan hususları yasal zemine kavuşturmaktadır. Oransal mahsup kuralının, dava öncesinde kısmi ödeme yapan sigorta şirketleri bakımından elverişli sonuçlar doğuracağı; buna karşılık zarar görenler yönünden, nominal mahsup uygulamasına kıyasla daha yüksek bir indirim anlamına geleceği değerlendirilmektedir. Öte yandan mahsup kuralının yalnızca tahkikat başlayıncaya kadar yapılan ödemeler bakımından öngörülmüş olması, bu aşamadan sonra yapılacak ödemelerin ne şekilde mahsup edileceği sorusunu gündeme getirmektedir.

Geçici 1. maddenin 9. fıkrası uyarınca söz konusu değişiklik, yalnızca yürürlük tarihinden sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar hakkında uygulanacaktır. Bu tarihten önce meydana gelen olaylar bakımından maddenin değişiklikten önceki hükümlerinin uygulanmasına devam olunacaktır. Bu itibarla, ilgili uyuşmazlıklarda öncelikle olay tarihinin tespiti önem taşıyacaktır.

4. İcra ve iflas hukukuna ilişkin düzenlemeler

7589 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile İİK'nın 114. maddesinde üç başlıkta değişiklik yapılmıştır.

İlk olarak, tüm maliklerin miras yoluyla edindikleri ve mirasçılar dışında üçüncü kişilerin mülkiyet hakkının bulunmadığı taşınmazlar bakımından ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi halinde, birinci artırmanın sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Bu artırma usulünün bir defaya mahsus olarak uygulanacağı belirtilmiştir. Anılan artırmada verilecek tekliflerin muhammen kıymetin yüzde yüzünü geçmesi gerektiği öngörülmüş olup, bu oran elektronik satış portalındaki genel eşik olan yüzde elliden ayrışmaktadır. Düzenlemenin, aile taşınmazlarının üçüncü kişilere düşük bedelle intikalini önlemeyi amaçladığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte öngörülen eşik nedeniyle, mirasçının taşınmazı edinebilmesi için muhammen kıymetin tamamını karşılaması gerekeceği not edilmelidir.

İkinci olarak, satış talep eden ve artırmaya katılmak isteyen alacaklının en geç artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı yapan icra dairesine müracaat etmesi halinde, alacağın teminatı karşıladığı miktar kadar kendisinden teminat alınmayacağı düzenlenmiştir. Ayrıca açık artırmalarda Hazine'nin teminat göstermekten muaf olduğu hüküm altına alınmıştır. Teminat muafiyetinden yararlanılabilmesi için öngörülen sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu dikkate alınmalıdır.

Üçüncü olarak, en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına uygulanacak yaptırımlar ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Alınan teminatın iade edilmeyerek öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın hak sahiplerine ödeneceği; ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması halinde muhammen bedelin yüzde onunun kendi alacağından mahsup edileceği belirtilmiştir. Ortaklığın giderilmesi satışlarında ise teminatın satış masrafları mahsup edildikten sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, ödemeyi yapmayanın paydaş olması halinde teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında ödeneceği öngörülmüştür. Bunlara ek olarak, ihale bedelini süresinde yatırmayan alıcıya teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında idari para cezası verileceği ve bu cezanın 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği hüküm altına alınmıştır.

Son olarak, TMK'nın 440. ve 444. maddelerinde yapılan değişikliklerle vesayet altındaki kişilere ait taşınır ve taşınmazların satışının Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne entegre elektronik satış portalında yapılacağı düzenlenmiştir. Taşınmaz satışlarında ihalenin vesayet makamının onamasıyla tamam olacağı ve onamaya ilişkin kararın ihale gününden başlayarak 10 (on) gün içinde verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Geçici 1. maddenin 1. ve 5. fıkraları uyarınca, gerek İİK'nın 114. maddesinde gerekse TMK'nın anılan maddelerinde yapılan değişiklikler, yürürlük tarihinden önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında uygulanmayacaktır.

5. Ceza hukuku ve ceza muhakemesi hukukuna ilişkin düzenlemeler

a. Ödeme aracı ve hesap temini fiiline ilişkin ceza indirimi

TCK'nın 158. maddesine eklenen 4. fıkra ile, TCK'nın 157. ve 158. maddelerinde yer alan suçlara iştirakin; kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek cezanın yarı oranında indirileceği hüküm altına alınmıştır.

Düzenleme, uygulamada "hesap kiralama" olarak anılan ve dolandırıcılık suçlarında elde edilen menfaatin aktarıldığı hesap sahiplerinin durumuna ilişkindir. İndirimin uygulanabilmesi, iştirakin anılan fiille sınırlı kalmasına bağlanmış olduğundan, suç organizasyonu içinde bunun ötesinde rol üstlenen kişiler kapsam dışında kalacaktır. Kripto varlık hizmet sağlayıcılarının açıkça sayılmış olması, düzenlemenin güncel suç tiplerine göre kaleme alındığını göstermektedir.

Geçici 1. maddenin 6. ve 7. fıkralarında, anılan değişikliğin geçmişe etkili olarak uygulanmasına ilişkin ayrıntılı bir mekanizma öngörülmüştür. Buna göre, kanun yolu incelemesinde bulunan ve yeni fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerindeki dosyaları hakkında bozma kararı verilerek dosyalar ilk derece mahkemelerine gönderilecektir. İnfaz aşamasında bulunan ve haklarında TCK'nın 168. maddesi uygulanmamış hükümlüler ise mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren 6 (altı) ay içinde tamamen gidermeleri halinde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilecektir. Bu süre içinde, mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemeyeceği belirtilmiştir.

b. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin düzenleme

CMK'nın 231. maddesinin 5 ila 14. fıkraları yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin arka planında, Anayasa Mahkemesi'nin 10 Temmuz 2025 tarihli ve E.2024/98, K.2025/149 sayılı kararı bulunmaktadır. Anılan kararla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ("HAGB") ilişkin fıkralar iptal edilmiş, iptal hükmünün yürürlüğü ise 9 (dokuz) ay ertelenmiştir. Karar 31 Aralık 2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandığından, iptal hükümlerinin 30 Eylül 2026 tarihinde yürürlüğe girmesi beklenmekteydi.

Anayasa Mahkemesi'nin iptal gerekçesinde esas olarak, HAGB kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa'nın 17. maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair bir yasal düzenleme bulunmamasına dayanılmıştır.

7589 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemede, HAGB kurumunun temel çerçevesi büyük ölçüde korunmuştur. Buna göre hükmolunan cezanın 2 (iki) yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası olması, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması ve zararın tamamen giderilmesi koşulları ile 5 (beş) yıllık denetim süresi ve HAGB kararına karşı istinaf yolu muhafaza edilmiştir.

Esaslı yenilik, maddenin 14. fıkrasında yer almaktadır. Anılan fıkra uyarınca, maddenin HAGB'ye ilişkin hükümleri; işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar hakkında uygulanmayacaktır. Bu hüküm, önceki metinde yer alan ve Anayasa'nın 174. maddesinde koruma altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlara ilişkin istisnanın yerini almaktadır.

Yeni istisnanın belirli suç tipleri sayılmak suretiyle değil, nitelik ölçütü esas alınarak düzenlenmiş olması nedeniyle, hangi suçların kapsama gireceğinin somut olayın özelliklerine göre ve Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ölçütleri çerçevesinde belirleneceği anlaşılmaktadır. Ayrıca söz konusu değişiklik bakımından geçiş hükmü öngörülmemiş olduğundan, derdest dosyalar ile devam eden denetim süreleri bakımından zaman yönünden uygulama sorunlarının gündeme gelebileceği değerlendirilmektedir.

c. Moleküler genetik inceleme sonuçlarının kaydedilmesi

CMK'nın 80. maddesinde yapılan değişiklikle, moleküler genetik inceleme sonuçlarının kimlik bilgilerinden arındırılmış şekilde mahsus bir sisteme kaydedileceği ve bir örneğinin dosyasında delil olarak saklanmak üzere soruşturma veya kovuşturma makamına gönderileceği hüküm altına alınmıştır.

Sisteme kaydedilen bilgilerin; kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hallerinde derhâl, diğer hallerde ise mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren 20 (yirmi) yıl geçmesiyle Cumhuriyet savcısının huzurunda yok edileceği öngörülmüştür. Bilgisi sisteme kaydedilen kişiye, kişisel verinin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması veya haklı bir nedenin bulunması halinde hâkim veya mahkemeden bu bilgilerin silinmesini talep etme hakkı tanınmıştır.

Kayıtların yalnızca yürütülmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında maddî gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısı kararıyla kullanılabileceği; mahkeme veya hâkim kararlarına karşı itiraz yoluna, Cumhuriyet savcısının kararına karşı ise sulh ceza hâkimliğine başvurulabileceği belirtilmiştir. Uygulamaya ilişkin esas ve usullerin Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği ifade edilmiştir.

Düzenlemenin, adli genetik verilerin kaydedilmesine ilişkin uzun süredir eksikliği tartışılan yasal çerçeveyi oluşturduğu; azami saklama süresi, silme talebi hakkı ve yargısal izin mekanizmalarına yer verilmesinin ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadında öne çıkan hususlara karşılık geldiği değerlendirilmektedir.

d. Kaçak sanık hakkında kovuşturma

CMK'nın 247. maddesinin 3. fıkrası değiştirilerek, kaçak sanık hakkında kovuşturma yapılabileceği, ancak daha önce sorgusu yapılmamış ise mahkûmiyet ve ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Güvenlik tedbirine karar verilmesi halinde kaçak sanık veya müdafiinin, savunma hakkının kullanılmak istendiğini belirterek yargılamanın yenilenmesini talep edebileceği öngörülmüştür.

Önceki düzenlemede yalnızca mahkûmiyet kararı verilemeyeceği belirtilmekteydi. Yeni düzenleme ile bir yandan yasağın kapsamı genişletilmiş, diğer yandan kaçak sanık hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmesine imkân tanınarak buna karşılık yargılamanın yenilenmesi güvencesi getirilmiştir.

e. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı

CMK'nın 308. maddesinde yapılan değişiklikle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının Ceza Genel Kurulu'na itiraz süresi 30 (otuz) günden 3 (üç) aya çıkarılmıştır. İtirazın, yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları hariç olmak üzere Yargıtay ceza dairelerinin tüm kararlarına karşı yapılabileceği açıklığa kavuşturulmuş; sanığın lehine itirazda süre aranmayacağına ilişkin kural korunmuştur. Maddeye eklenen 4. fıkra ile istemde bulunabilecek kişiler; sanık veya sanık adına kanun yoluna başvurma hakkı olanlar ile katılan, katılma isteği karara bağlanmamış ya da katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar olarak belirlenmiştir.

Geçici 1. maddenin 8. fıkrası uyarınca süreye ilişkin değişiklik, yürürlük tarihinden sonra teslim edilen dosyalar hakkında uygulanacaktır.

6. İdari yargıya ilişkin düzenlemeler

a. Tek hâkimle görülecek davaların kapsamı

2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'un 7. maddesinin 1. fıkrası yeniden düzenlenmiştir. Buna göre, düzenleyici işlemlere karşı açılanlar hariç olmak üzere; konusu 486.000 TL'yi aşmayan iptal ve tam yargı davaları ile öğrenciler hakkında tesis edilen belirli işlemlere, kamu görevlileri hakkında tesis edilen geçici görevlendirme, yolluk, lojman ve izin işlemlerine, uyarma cezasına, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının üyeleri hakkında verdiği belirli disiplin cezalarına ve 2022 sayılı Kanun'un uygulanmasından doğan davalara ilişkin uyuşmazlıklar idare mahkemesi hâkimlerinden biri tarafından çözümlenecektir.

Anılan bentlerde sayılan davaların parasal değerlerine bakılmaksızın tek hâkim tarafından görülecek olması, kapsamın esaslı biçimde genişlediğini göstermektedir. Geçici 1. maddenin 2. fıkrası uyarınca bu değişiklikler, yürürlük tarihinden sonra açılan davalar bakımından uygulanacaktır.

b. İstinaf incelemesi sonucunda verilecek kararlar

İYUK'un 45. maddesinin 3. fıkrası değiştirilerek, bölge idare mahkemesinin kararı hukuka uygun bulması, kararın sonucunu hukuka uygun bulmakla birlikte gerekçesini doğru bulmaması veya eksik bulması halinde gerekçeyi değiştirerek ve karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak istinaf başvurusunun reddine karar vereceği hüküm altına alınmıştır.

Aynı maddenin 5. fıkrası ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesi sonucunu doğuran haller bakımından tahdidi bir liste öngörecek şekilde yeniden düzenlenmiştir. Bu haller arasına; dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken bu karar verilmeksizin dava hakkında karar verilmesi, dosyanın eksik veya yanlış hasımla tekemmül ettirilerek karar verilmesi, talep hakkında karar verilmemesi yahut eksik hükümle karar verilmesi, keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği halde yaptırılmadan karar verilmesi ve duruşma yapılması gerektiği halde duruşma yapılmadan karar verilmesi halleri eklenmiştir. Fıkrada ayrıca, bölge idare mahkemesinin keşif, bilirkişi incelemesi ve duruşmaya ilişkin eksiklikleri kendisi giderebileceği ve sayılan haller dışında kaldırma kararı verilemeyeceği belirtilmiştir.

Düzenlemenin, kaldırma sebeplerini bir yandan genişletirken diğer yandan sınırlandırmak ve belirli eksikliklerin bölge idare mahkemesince giderilmesine imkân tanımak suretiyle dosyaların dereceler arasında yeniden dolaşımını azaltmayı amaçladığı anlaşılmaktadır.

c. Temyiz

İYUK'un 46. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi yürürlükten kaldırılmıştır. Kaldırılan bent, belli bir meslekten, kamu görevinden veya öğrencilik statüsünden çıkarılma sonucunu doğuran işlemlere karşı açılan iptal davalarına ilişkindi. Bu itibarla anılan davaların temyize tabi davalar arasındaki yeri sona ermektedir.

Maddeye eklenen 2. fıkra ile, birinci fıkra kapsamında olmayan davalarda bölge idare mahkemesinin istinaf incelemesinde ilk derece mahkemesi kararını kaldırması üzerine yeniden verdiği kararların, tebliğinden itibaren 30 (otuz) gün içinde Danıştay'da temyiz edilebileceği öngörülmüştür. Ancak idare ve vergi mahkemelerinde tek hâkimle görülen davalar; 4081 sayılı Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanun, 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun uygulanmasından kaynaklanan davalar; bölge idare mahkemesi kararı ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki farkın belirli parasal sınırı geçmediği kararlar ve sadece vekalet ücreti ile yargılama giderlerine ilişkin kararlar bu imkânın dışında bırakılmıştır.

Bu iki değişikliğin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Yeni 2. fıkra ile temyiz yolu, dereceler arasındaki görüş ayrılığı esasına dayalı olarak genişletilmekte; buna karşılık tek hâkimle görülen davaların bu imkânın dışında bırakılması ve 2576 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile tek hâkim kapsamının genişletilmiş olması nedeniyle, belirli uyuşmazlık türleri bakımından sonuç daralma yönünde olmaktadır. Geçici 1. maddenin 3. fıkrası uyarınca söz konusu değişiklikler, yürürlük tarihinden sonra bölge idare mahkemelerince verilen kararlar hakkında uygulanacaktır.

7. Teşkilat ve meslek hukukuna ilişkin diğer düzenlemeler

1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 55. maddesi yeniden düzenlenerek, mahkeme, sulh ceza hâkimliği veya Cumhuriyet başsavcılığı tarafından noterlik evrakının onaylı bir örneğinin istendiği durumlarda noterin, evrakın aslını elektronik ortamda tarayıp güvenli elektronik imzayla imzalamak suretiyle oluşturduğu onaylı örneği ilgili mercie elektronik ortamda göndereceği hüküm altına alınmıştır. Bu madde uyarınca yapılan işlemler için yevmiye numarası verilmeyeceği ve posta ile yol masrafı hariç olmak üzere harç, vergi ve değerli kâğıt ücreti dâhil herhangi bir ücret alınmayacağı belirtilmiştir.

2659 sayılı Kanun'un mülga 26. maddesi yeniden düzenlenerek adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanma şartları ile 4 (dört) yıllık görev süresi belirlenmiştir. Geçici 1. maddenin 4. fıkrası uyarınca, yürürlük tarihi itibarıyla 4 (dört) yıl veya daha fazla süreyle görev yapmış olanların görevleri sona erecek, daha az süreyle görev yapmış olanlar kalan süreyi tamamlayacaktır.

2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 10. maddesinde yapılan değişikliklerle, hâkim ve savcı yardımcılarına verilecek eğitim konuları kanunda sayılmış; yazılı sınavlarda yalnızca eğitim verilen konulardan soru sorulacağı belirtilmiş ve sözlü sınav, her biri 25'er (yirmi beşer) puan üzerinden değerlendirilecek dört ölçüte bağlanmıştır. Sözlü sınav kurulunun her bir üyesi tarafından verilen puanların ayrı ayrı tutanağa geçirileceği hüküm altına alınmıştır.

Aynı Kanun'un uyarma cezasını düzenleyen 63. maddesine eklenen bent ile, mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurmak fiili disiplin cezası gerektiren haller arasına alınmıştır. Düzenlemenin, HMK'nın 266. ve CMK'nın 63. maddelerinde yer alan yasağın uygulamadaki etkinliğini artırmayı amaçladığı anlaşılmaktadır.

Sonuç

7589 sayılı Kanun, tek bir hukuk alanına yönelen bir düzenleme olmayıp, medeni usul hukukundan icra ve iflas hukukuna, ceza muhakemesinden idari yargılama usulüne kadar geniş bir alanda değişiklik getirmektedir. Değişikliklerin bir kısmı, Anayasa Mahkemesi kararlarından doğan veya doğması beklenen boşlukların giderilmesine yönelikken, önemli bir bölümü uygulamada uzun süredir tartışılan usuli sorunların yasal düzeyde çözümlenmesini amaçlamaktadır. Belirsiz alacak davasının kaldırılarak kısmi davada zamanaşımı korumalı talep artırımının getirilmesi, istinaf sonrası kanun yolu rejiminin yeniden şekillendirilmesi ve bedensel zararlara ilişkin tazminatlarda faiz ile mahsup kurallarının yasallaştırılması bu yönüyle öne çıkmaktadır.

Ticari ve finansal ilişkiler bakımından ise kanuni faiz oranının TCMB reeskont oranına endekslenmesi, paketin en doğrudan sonuç doğuracak düzenlemesi niteliğindedir. Oranın önceki döneme kıyasla belirgin biçimde yükselmiş olması, temerrüde düşmenin maliyetini artırmakta ve uyuşmazlıkların erken aşamada çözümüne yönelik teşviki güçlendirmektedir. Söz konusu değişiklik bakımından geçiş hükmü öngörülmemiş olması nedeniyle, hâlihazırda derdest olan uyuşmazlıklarda faiz hesaplamalarının dönemsel olarak gözden geçirilmesinde ve mevcut sözleşmelerdeki faiz düzenlemelerinin yeniden değerlendirilmesinde fayda görülmektedir.

Öte yandan bazı düzenlemeler bakımından geçiş hükümlerinin öngörülmemiş olması ve yeni getirilen ölçütlerin niteliksel biçimde kaleme alınmış olması nedeniyle, uygulamanın ilk döneminde içtihat yoluyla netleşmesi beklenen hususların bulunduğu değerlendirilmektedir. Bu itibarla, devam eden ve yeni açılacak uyuşmazlıklarda dosya bazında olay tarihi, dava tarihi ve karar tarihi esas alınarak hangi rejimin uygulanacağının ayrıca belirlenmesi önem taşımaktadır.

İşbu bülten genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımamaktadır. Somut uyuşmazlıklara ilişkin olarak hukuki destek alınması tavsiye edilir.

E-posta ile gönder